|
SONBAHARDA, yaprakların yeşilden sarıya, sarıdan
turuncuya doğru binbir renge dönmesi araştırmacıları bu konuya yöneltmiş
bulunuyor. Nasıl bir komutla renk değişiminin başladığı ve bu değişimin hangi
aşamalardan geçtiği yönündeki sorular biyologların gündeminde yerini koruyor.
Bilindiği gibi, yaprakların rengini klorofil maddesi
verir. Sonbahar gelip de güneş alma miktarı azalıp havalar serinlediğinde,
ağacın büyüme sistemi bir anlamda kapanır; klorofil miktarı da azalmaya başlar.
Yaprağın alt yüzeyindeki hücreler kurumaya başlar, fotosentez işlemi son bulur.
Aslında sonbaharda görülen yaprak renkleri tüm yıl
boyunca yaprak yapısında mevcuttur. Bunlar sıcak aylarda klorofil tarafından
maskelenmiş haldedir. Klorofil azalınca temel renk maddesi yaprağa hakim olmaya
başlar. Bu renk maddeleri ağacın cinsine göre değişim gösterir. Bazısında
karoten maddesi nedeniyle sarımsı renk hakimken, bazısında da antosiyanin
maddesi nedeniyle kırmızı ve bordo tonları görülür. Ağacın asidik veya bazik
olma özelliğine göre bu boya maddeleri etki gösterir. Örneğin asidik olan
akçaağaç kırmızıya dönerken, bazik olan kül çalıları morumsu bir renk alır.
Araştırmalarla yaprağın renk değişim mekanizmaları
çözülse bile bu olayın neden gerçekleştiği sorusuna hâlâ cevap bulunamamıştır.
Çünkü şu andaki bilgilerimize göre yapraklarda enerji harcanarak oluşturulan bu
renk armonisinin ağaca hiçbir faydası yoktur. konuyla ilgili bilim adamları
âdeta usta bir ressam tarafından boyanan yaprakların bu gizemi karşısında
şaşkınlığa uğradıklarını her fırsatta ifade ediyorlar.
Ancak bazı yıllar yapraklar takipçilerinin beklediği
kadar muhteşem görünüşlü olmazlar. Tabii ki bu yaprakların özel görünümde
olmaları için özel hava şartlarının olması gerekir. Günün büyük kısmının
güneşli olması, gece donma noktasına ulaşmayan bir serinliğin varlığı, aşırı
yağmur ve kuraklığın olmaması ve dondurucu soğukların birden başlamaması
renklerin güzelliğinde önemli faktörler olarak bilinir. Yalnızca meteorolojik
olumsuzluklar değil, bazı iklim şartları da bu muhteşem renk değişimini tehdit
eder. Birçok ülkede yapılan gözlemlere göre bazı böcek türleri, yayılmacı
zararlı bitkiler ve toprağın besin değerinin azalması bu faktörlerdendir.
Son yıllarda, tüm bu olumsuzluklara bir de asit
yağmurları eklenmiştir. Asit yağmurları yüzünden asidik hale gelen topraktan
besin kaybı kolaylaşırken aluminyum gibi ağaç köklerine zararlı maddelerin
biriktiği görülmüş bulunuyor. Amerika’da bazı yıllarda görülen ağaç kayıpları
üzerine çalışmalar yapılarak bu olayın temel mekanizmaları aydınlatılmaya
çalışılıyor. Hatta bu konuda araştırma yapmak üzere Kanada ile ortak bir
çalışma başlatılmış durumda.
Aslında rengi ne olursa olsun düşen her yaprak
ekolojik olarak önemli bir yere sahiptir. Her yaprak çürürken yapısındaki
karbon nitrojen gibi besin değeri yüksek maddeleri toprağa verir ve bu gelecek
yıl kullanılmak üzere çevredeki ağaçlar tarafından özümsenir. Ayrıca suya düşen
yapraklar suda yaşayan böceklere ve böylece balıklara önemli bir besin kaynağı
oluşturarak ekolojik dönüşüm halkasının bir parçasını tamamlarlar.
Gerçekte, düşünen bir kafa ve görmek isteyen bir gözle
bakıldığında, tabiattaki müthiş düzen ve âhengin insanı hayretler içinde
bırakmaması imkânsızdır. Minik bir ottan dev ağaçlara, en küçüğünden en
büyüğüne kadar bütün yaratılmışlar, eşsiz bir sanat eseri gibi bize
sunulmuştur.
Ne mutlu bu eseri hayranlıkla seyrederken Sanatkârını
da farkedenlere...
YUNUS KAAN TRUVALI
Kaynak:Zafer Dergisi
|