|
* Akılda tutulan, kalbe taşınmayan bilgi değersizdir.
* Bilgiyi akılda tutmamalı; kalbe taşımalı.
* Tutuşturamadığın sürece, koskoca bir odun yığını bile seni ısıtmaz. Zihnimizdeki malumat yığınını marifet kibritiyle yakmalı ki, kalb ve ruhumuzu ısıtsın.
* Dayatmayla değil, keşfederek öğrenmeli.
* Sınıfta kalabilirim diye okula gitmeyen, okula gidip çift dikişle sınıf geçenden daha iyi durumda değildir.
* Herşeyimizle örnek alınmamız da kötü, kusurlarımızla mahkum edilmemiz de...
* Bir hatalı mü’minin kalbini ameliyle mahkum etmek haksızlıktır.
* Hayatını muhalefet üzerine kurma.
* Tohum ekmek, çiçek dikmek için betonların arasında bir avuç toprak aradığımız gibi, ‘beton gibi’ gördüğümüz insanlarda bile gelişmeye ve düzelmeye açık bir yön aramalıyız.
* Problem ile kişisini, fiil ile faili ayrı değerlendirmeli.
* Küfürle mücadelemiz ebedîdir. Kâfir ile de, kâfir olduğu müddetçe mücadele ederiz.
* Mü’min insan kâfire iflah olmaz bir öteki nazarıyla bakmamalıdır.
* Tevbe suresindeki dört ay müddetten herkes için hisse ve ders var. Uyar, ama dört ay mühlet ver!
* Nefret bağımlılıktır, sevgi özgürlüktür, sabır herşeydir.
* Kirlenmenin mümkün olduğu bir ortamda elbiseye gelen leke için bir insanın kalbi itham edilmemeli.
* Muhatabımızın yanlışlarına münferid bakabilmeliyiz. Tavırları tek tek düşünmeyip toptan biriktirip sonra hepsini birden muhatabımıza kusmayalım. Böyle yaparsak, hiç konuşmamak, küsmek gibi yanlışlara düşeriz.
* Kendimizi başkasına dayanarak tarif etmemeliyiz.
* Mü’min kendisini ‘mü’minim’ diye tanıtır; ‘kâfirin tersiyim’ diye değil.
* Birisine göre hareket ederseniz, kendiniz olamaz; olsa olsa, ‘onun zıddı’ olursunuz.
* Mü’min heyecanını iktisatlı kullanmalıdır.
* Toplumun problemlerinin aynı zamanda kendi iç problemlerimiz olduğunun farkında olmalıyız. Kendisini ‘kurtarıcı’ görmeme gereği işte o zaman anlaşılılır.
* Hizmeti toplumun içinde olarak yapmak: işte o zaman kendimizi ‘mürşid’ konumunda görmekten kurtuluruz.
* “Sen kötüsün, ben seni adam edeceğim” üslubuyla hizmet olmaz.
* “Ben temizim, siz de düzelin” üslubu doğru değil. Bataklıktaki birisi, bu üslupla ona yaklaşan kıyıdaki birisine “Gelme buraya!” diyebilir.
* Gelecekteki imkânları düşünerek sabır olmaz, hesap olur.
* Sabır bugün içindir. Hz. Eyyûb ‘herhalde bir gün iyileşirim’ diye sabretmedi. Sabır bugünü omuzlamak ve katlanmak içindir.
* Sabır şu ana yeter. Geçmişe ve geleceğe harcamayalım.
* Bir işte kıvamı bulmak, zamana karşı sabırlı olmayı gerektirir. Çabuk büyüyen kavak ağacı ancak odun olurken, yavaş büyüyen ceviz ağacından birinci sınıf mobilyalar yapılıyor!
* Ağaç kendini göstermeden, boy vermeden önce kökünü sağlamlaştırır. Köksüz olmamak gerek.
* Bir yere aşırı yüklenip bir tarafı ihmal etmek problemlidir. Himmetler ve vazifeler dengeli biçimde dağıtılmalı...
* Günü gelince meyve zuhur eder. Sabitkadem olmalı. Hevesle başlayıp bırakmamalı.
* Kendime konuşmadan başkasına konuşmak olmaz.
* Hem kendine, hem insanlara şefkat, düzgün insan olmayı gerektirir. Ancak, günaha batmış olsak bile, hakkı anlatmaktan çekinmemeliyiz.
* Doğruyu kimin yaptığından daha önemlisi, yapılan şeyin doğru olmasıdır.
* Bir işi başarmak için esneklik ve rahatlık gerek. Gergin kasla koşulmaz.
* Teoride net, pratikte esnek olmalı.
* Bir konuda bir tenkid yapılacaksa, muhatabın ruhî dengesi muhafaza edilerek yapılmalı. Muhatap ümitsizliğe düşürülmemeli.
* Rızkımızı öğütüyoruz ki, barsaklardan geçerken kılcal damarlarımızla vücuda lazım maddeler alınıp kana karışsın. Hakikatin de, hayatımıza geçmesi için, hazmedilmesi gerekiyor.
* Cevabımız doğru olabilir, ama hissiz ve duygusuz ise kalbe işlemez. Þefkatli cevaplar gerek...
* ‘Daha doğru’ ortada iken ‘doğru’da kalmak, doğru değildir. Böylesi durumlarda, ‘doğru’da duruyor olmak, belki de inkişafın manisidir.
* Vazifeye dair dışa dönük, ücrete dair içe dönük olmalıyız.
* Yüzümüz hizmete dönük olmalı; ama şöhrete sırtımızı dönmeliyiz.
* Hiç kimsenin hizmeti, hizmet eden başka insanlara karşı kaba davranmanın ve hele kindarlığın mazereti olmamalıdır.
* Ellerin çoğalması hayırdır. Her çalışmayı makbul ve muhterem bilmeliyiz.
* İstibdadın olduğu yerde istidatlar yeşermez. Ya istidat, ya istibdat!
* Bir iş ‘ulu’l-emr’ ile oluyorsa, o işin ‘ulu’l-emr’ine bîat gerekiyor. Bîatın makbul olması ise, dıştan dayatılması ile değil, içten gelmesi ile mümkündür.
* İçten gelerek ürün vermeli; dıştan zorlama ile değil...
* ‘Gaye-i hayal’i büyütmek lazım. Bir gaye-i hayal, bir ideal olursa kimse başkasını konuşmaz; herkes kendi hedeflerini düşünür.
* Açıkta duran tohum, ağaç olamaz.
* “Meziyetin varsa hafâ turabında kalsın; tâ neşv ü nema bulsun” der Bediüzzaman. Toprak olursan, başka ağaçlara da faydan olur.
Bir tek çiçek olarak görülmek yerine, çok çiçekler suretinde görünürsün...
* İnsan hayırda her daim yarışmalı. Yarışacağı hiç kimsenin olmadığı halde, kendisiyle yarışmalı. Hayırda yarışmayı hiç bırakmamalı.
* Eteğinde bir taş varsa, suya bırakmaktan çekinme. Onun meydana getireceği dalgalar eninde sonunda bir sahile muhakkak ulaşı; en azından, meleklerin bekleştiği bir sahile...
* Herşeyi kaybetmeyi göze almayan hiçbir şeyi kazanamaz. Hiçbir şeyi kaybetmeyi göze alamayanın kazancı hiçbir şeydir. Herşeyi kaybetmeyi göze alan herşeyi kazanır. Þehitler için bu yüzden ‘onlar diridirler’ buyurur Kur’ân-ı Kerîm. Bu yüzden feragat herşeydir.
* Bir milyon tane sıfır 1 etmez. Bir tane 1, bir milyon sıfırdan daha kuvvetlidir. Çünkü, haktır.
* Hakikatı ifade ederken, insanları kendimize değil, hakikate cezbetmeliyiz.
* Birileri, birşeyin ‘Müslümanların yararına’ olmasını meşruiyet için yeterli görebilir. Ama gerçekte, meşruiyet için İslâm’ın izini sürüp iznini gözetmek zorundayız—bu zahirde ‘Müslümanların zararına’ gözükse bile…
* Azimet yaşanır, ruhsat teklif edilir.
* Bir nimeti, meselâ çayı esma–i hüsnaya cilvegâh yapmadan nefis terbiyesi için terketmek eksik bir yoldur. Nefsi öldürmek imtihanı kolaylaştırabilir, ama imanımıza şahit olacak malzeme azalır.
* Kâinatta şoför değil, yolcu olduğumuzu unutmayalım.
* Hayal kırıklığı yaşamaktansa, hayallerimi ertelemeyi tercih ederim.
* Hedefinden sapmış bir hayat, ne derece yaşanması arzu edilir bir hayattır? Müstakim bir ölüm, zikzaklı bir hayata yeğdir.
* Mevhum bir gelecek hesabına, mevcut yangını görmezden gelmemeli.
* Okunan yazı değil, yazıdaki mana ezberlenmeli.
* Ezberin arkası muhakeme ile beslenmeli. Ezber anlamanın garantisi değildir.
Metin Karabaşoğlu
|