|
“Turnalar uçun... Yayladan geçin...” Namlunun gözü gibi baktı bana!.. ..... Biliyordum... Þimdi ben, vurulacaktım,, hem de bir turna gibi; Ve düşecektim, ayaklarına!..
Halbuki, uzuuundu yolum. Uzundu ama, canıma doğrulmuş kara bir namlu deliği gibiydi bakışları... Yolu uzundu her turnanın,, ama ben “sanacaktım” artık sadece, bu yolun uzunluğunu... Uzundu yolum; döndüğünde bana, ve dosdoğru canıma doğrulduğunda bakışları, bir namlu gibi!.. Uzundu yolum... Þimdi sanki, titreyen bir iskemlenin üstünde tünemeye çalışıyordum; boynumda ilmek... Ben iskemleden, iskemle benden daha çok titriyordu! ..... Yani, yolu uzun bir turna yere seriliyordu; bırakarak uzun yolunun üstünde hayallerini... Halbuki vurulmak, yorulmaktır... Vurulmaktır yorulmak veya yorulmaktır vurulmaktan kötüsü; gidenlerin ardından, bakakalmaktır!.. “Turnaları indirmeyin yerlere, onlar yüksekten uçar... Turnalar elle sevilmez; Dille sevilir, gözle sevilir, gönülle sevilir!..” Namlunun gözü gibi baktı bana... Öyle ki, anladım; bir turna gibi vurulacağımı ve gözümü yolumun üstünde bırakarak düşeceğimi, ayaklarına... Anladım; yolum yolda kalacaktı, kanım toza karışırken!.. Ve sıcak bir namlu, kılıfına sokulacaktı... ..... “Turnalar uçun... Yayladan geçin... Yarimi seçin, turnalar...” Stop Muammer Erkul 02 Mayıs 2008 Cuma
|